Silsile dunyasi

içimdeki silsileleri ve daha niceleri burda yazıyorum :)

Umut ve Rüya

24/4/2009

Onu düşününce aklına gül geldi. Gülün renkleri kırmızıydı ve dikenleri yok değildi ve kırmızının gül için ve daha önemlisi kendisi için ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordu. Onu koklamak için yine aldandı. Her karşısına çıkan gülde olduğu gibi bunda da onu koklamak istedi. Halbuki gül olduğu gibi güzeldi. Bazen koklamak, kokusunu duymak yerine sadece güzelliğine ve sadeliğine bakmaki onunla yetinmek yetisi sahibi olmak gerekiyordu. Bunu isminin kaybettiği noktaları kadar iyi biliyordu. Ama olmadı, dayanamadı, eli uzandı...
Tam olarakta uzandı denemezdi. Çünkü zaten tam da bu aşamadaydı.
Uzatsam mı, uzatmasam mı çıkmazındaydı...
Aklı hemen elini geri çekmesini, her zaman daha çok önem verdiği duyguları ise sorgusuz sualsiz ona dokunmasını istiyordu.
Tam bu noktada kendini bir yol ayırımında buldu.
Yol ikiye ayrılıyor gibiydi ama tam olarak değil. Bazen ilerde yollar birbirinin içine geçiyordu ama simetrik değil. Kafasını kaldırdı. Uzağı, çok uzağı, yolların nereye gittiğini görmeye çalıştı.
Gözleri o kadar keskin değildi ama beyni ona yolların nasıl olduğunu zaten anlatıyordu.
Yollardan sağa ayrılanın adı "Mantık" idi.
Yol çok düzdü.
Yolda ilerlerken kenarlarda milyonlarca renkte, birbirinden güzel kokularda güller vardı. Ama hepsinde de "DOKUNMAK YASAKTIR" yazıyordu. Çiçek dalında güzeldir diyordu. Böyle seyredin emri veriyordu sanki.
Etraftaki binlerce çiçeği görünce şaşırmıştı çünkü bu kadarını birarada hiç görmemişti.
İnsanoğlu bu kadar çiçeğe sahip v nolara hiç dokunmadan, somut bir şekilde tat almadan nasıl yaşayabiliyor diye düşündü. Belkide dokunup, çiçekleri üzmedikleri için, çiçekler de onların jestine jestle karşılık verip, boy attıkça atıyorlar, nesillerine devam ediyorlardı. Evet, mantıklı olan buydu. Yolun adından da anlaşılacağı gibi.
Etraftaki bu yolları seçmiş insanlara bir baktı. Hepisi kendine benzeyen ama gözlerinde anlamlandıramadığı bir ışık, bir pırıltı, daha doğrusu bir kurnazlık gördüğü insanlardı. Ama hepisinin yüzünde de bir mutlu tebessüm hasıl oluyordu ama tam değil. Onun istediği gibi değil.
Kafası karıştı, gözleri karadı ve yere düştü.

Onu tekrar yol ayrımında, Diğer yola girmek üzere olan birisi uyandırdı.
Doğruldu ve ne olduğunu tam olarak anlamadı ama bildiği tek bir şey vardı, o da yaşadıklarıydı.
Mantık yolunu kavramıştı.

Daha çok istediği yola girmek için can atıyordu. Yanında bu sefer bir yoldaş vardı. İsmi onda saklıydı. Girdikleri yolun adını sordu.
"Duygu" dedi yoldaş.
İşte aradığı isim buydu. Yola attı kendisini.
Buhrani bir havası vardı bu yolun, insanın içini sıkan. Etrafta çiçekler çok azdı ve sanki çiçekleri insanlara özel tahsis edilmişti. Yollar bölüm bölümdü ve her bölümün kendine has çiçeği ve insanı vardı. Garip dedi ve kendine uygun olan bölümü aradı. Ama yoktu. İnsanlar kendi bölümlerini kendileri yaratıyordu.
Hakkatende öyleydi. Kimseninki kimseninkine benzemiyordu. Bu arada yoldaş kendi bölümüne çoktan girmişti. İnsanları yüzünde bir hüzün gördü ve yolun isminin yanlış konulmuş olduğuna kanaat getirdi. Kafasından yola "Hüzün" ismini koydu. Yolun ismi tam olarak bu olmalıydı.
 Bölümlerin bazı ortak noktaları vardı. İnsanlar güllerine dokunuyorlardı. Belki de bu yüzden çiçekler bu kadar az diye düşündü.
Hüzünlü olan da buydu zaten. İnsanlar ona sanki uzaklara dalmış gibi bakıyorlardı. Amam hiçbirinin gözünde anlamlandıramadığı bir imge görmedi.
Hepsi samimiydi. İşte bu dedi. Aradığım tam olarak bu. İçini bir anda inanılmaz bir mutluluk kapladı.

Aslında mutluluğun tanımını da tam olarak yapamazdı.
Kendi hüznünün içinde geçiyordu, orda buluyordu mutluluk dediği biriciği.

İçindeki bu ışık dışarıya, o da gözlerine yansıdı, gözleri kamaştı, sıkıca kapattı.
Sonra ışığın gittiğini hissetti. Tıpkı uyumak üzereyken birisinin ışığı açıp kapattıktan sonra ışığın gittiğini anlaması gibi.
Gözlerini araladı.
Kendini, kendi bölümünde, dolayısıyla duygu yani ismini hüzün yaptığı yolda, gülleriyle başbaşa buldu.

2 gülü vardı.

Birisi önceden beri bayağı bir boy atmıştı, diğeri ise yavaş yavaş tomurcuk vermeye başlamıştı.
Büyümüş olana "RÜYA", gelişmekte olan tazeciğe "UMUT" adını verdi.
Umuttan umutluydu.
Rüya olmayacaktı. Rüyanın az bir zamanı kalmıştı. Bu yüzden mantık yolunda da gördüğü ve ona da hüzünlü geldiği gibi dokunmayacaktı.
Bunda karalıydı ama yapabilir miydi bilmiyordu. Ona dokununca elinin kanayacağını, kalbinin kırılacağını biliyordu.
Zaten Umut çok yamandı. Uzaktan koklamak yerine dokunmak geçiyordu içinden, ama dikkatli de olamıyordu. Dokunmaya karar verdiği zaman kendini engelleyemiyor, bütün benliği ve samimimyeti ile avuçluyordu. Yaman olan gül ise tıpkı arnın son iğnesi gibi dikenlerini gösteriyor, elini kanlar içinde bırakıyor, soluyor ve hayatından çıkıp gidiyordu. Bu sefer böyle olmayacaktı. Duygu yolundaki odasında mantık yolundaki kuralları uygulayacak ve ona hiç dokunmayacaktı.
Kararlıydı...

iş bu yazı tatvandaki ilk haftam sonunda yazılmaktadır.

genel olarak ilk izlenimi iyi geçen bir haftanın sonu, ikinci haftanın başına bir gece kaladır bu yazı.

ilk geldiğim gün yine acemilikteki günler gibi garip ve ne yapacağını bilmeyen bir kişi olarak burda olacağımı zannediyordum. ama o kadar olmadı.
nasıl olmadı?
daha geldim yerleşmeden bile yemek yemeye indiğimde 319. dönemden orduevi asteğmeni geldi ve bize gerekli şeyleri az çok söyledi. tabi bu önümüzdeki 9 ay için gerekli bütün bilgileri içermiyordu. iyi bir giriş oldu o ayrı. hakan kılar.

daha sonra ilk gün gittik sabah erkenden ve bölük k. ile tanıştık ve daha önemlisi tabur komutanı ile tanıştık. tabur komutanı bizim için daha ilk gün " onlar asteğmen gelip gelip gidiyorlar napıyım onları" dedi. tabi biz adamın sıkıntılı biri olduğunu anladık hemencecik, usulca :)

ayrıca ben 2. bölükten oldugum için benim bl. k'ım daha yoktu ortalarda. nasıl birisi olacağı daha ilk gün bile kafamı kurcalayan soruların başında gelmekten kendini alamıyordu.
velhasıl kelam 1. ve 3ç bölüğün ayrıca gelene kadar benim yani 2. bölüğün de bl k lığı görevini yapan bölük kpmutanı pek tekın birine benzemıyordu ama her olaya işkilli bakmak gerektiği bize öğütlendiği için ben de pek tekin olmadığı konusunda emin olmak durumunda kaldım :) böyle uzun bir cümleyi de sanırım ilk defa kuruyorum :)
evrak ve belgelerin düzenlemesinden sonra tugay'a gelmek için kışlamızdan ayrıldık taze 3 asteğmen olaraktan.

bu arada İKK tedbiri olaraktan isim kullanmıyorum ama yıllar sonra bile bu isimler aklımda kalacak bundan eminim.

genel olarak " komutanım " sıfatı insanın hoşuna gidiyor. bunu hangi asteğmen yalanlasa onun alnın karışlarım.

böyle ve bir şekilde ilk hafta bitti ve haftasonunda acemilikte olduğu gibi erken kalkma olayı yoktu. en sevdiğim olay da bu olacaktı bundan da emindim.
ilk ve ikinci gün burda 3 aydır bulunan asteğmenler tanıştım ve kaynaştım. gerçekten hepsi güzel insanlar :)
özellikle bugün ve dün de olmak üzere güzel güzel, güzel insanlarla içtik.
içmekle kalmayıp kaynaştık. hayatıumda ilk defa counter strike oynadım bu içiş nöbetlerinden sonra ve bundan memnun kaldım. bir şekilde kaynaşmış olmanın dayanılmaz hafifliği idi sanırım bu his.
ayrıca benim yeni bölük komutanım geldi ve acemilikteki bölük komutanım ile devre olan ve onunla bayağı iyi olan biri olması benim ruhuma serinlik hissi verdi. aynı güneşin kavuruculuğu altında yapılan inanılmaz sıkı bir basketbol maçı sonrasında içilen buz gibi bir kola misali :)
büyük ihtimal karakola gönderilmeyeceğimi söyledi ama bunların götünü yiyim abi ayağı olduğunu biliyorum ve kendimi ona göre hazırlıyorum:)
işte böyle geçen bir haftanın sonundaki pazar akşamı saaty 23:16 civarı yazıyorum bu yazıyı ve birazdan bu yazıyı da bitirince bilgisayarı pardon laptop'umu kapatıp yatacam :) konuşma diliyle de yazmaya başladığıma göre gerçekten yatma vaktim gelmiş bunu rahatlıkla anlıyorum :)

peki olay bu mudur ? valla bilmiyorum daha !!!

 

bu bir acemilik yazısıdır daha doğrusu faal olarak geçen 2.5 ay içinde yaşanan kurslar ve öğrenciler taburundaki şeylerin kısa bir özetidir. ama gerçekten bu kısa bir özet sadece.

ilk gün boyunca sadece şaşkınlık ve aval aval bakma hazıl olmuştu. bir insan düşünün ki gün boyu etrafına ağzı açık bir şekilde ve yüz ifadesini hiç bozmadan bakan. sağımda solumda asker kıyafeti (kamuflaj) giyen askerler, seninle aynı saflarda ne yapacağını bilmeyen -sanki ilkokula ilk başlanılan gün gibi- kişiler...

sıkılarak bekleyen ki bu önemlidir. bekleyen. beklemek. bekletilmek.

en çok maruz kaldığım hareket buydu.sadece ilk gün böyle geçti. ondan sonrası güzeldi. ama nasıl güzeldi? yoksa güzel değildi de ben mi öyle zannettim.

rezillikle geçen bir süreçten sonra o zamanlar aklına geldiğinde o anları rezillikle değilde heyecanla ve sanki çok güzel günlermiş, aylarmış gibi algılar insan.
işte böyle güzeldi.

bölükte beraber olduğumuz kişiler genelde iyi insanlardı. şimdi o iyi insanlar iyi atlara bindiler ve gittiler. türkiye'nin dört bir yanına. kıbrısa dahi.

nacizane askere daha doğrusu acemiliğe gideceklere tavsiyemdir:

"her zaman ama her zaman çoğunluk ne yapıyorsa sen de onu yap. iyi ya da kötü olsun onlar nerdeyse sen de orda ol. o zaman fazla bir kaybın olmaz. ama eğer azınlık arasındaysan askerlikteki en önemli şey olan zamandan büyük kaybın olur. fizikteki basit makinalarda olduğu gibi zamandan kaybım varsa yoldan kazanırım deme çünkü onda bile kaybın olabilir ekstradan. ama kazancın kesinlikle olmaz"

bir de çok klişe olaraktan bilme hiçbirşeyi. biliyosanda bilme. valla bak. görürsün :)

bölükteki arkadaşlarımdan çok memnundum. her eşraftan insan vardı askere gelmeden önce bana denildiği gibi.
bilim adamından doçentine, pilotundan denizcisine, hakeminden radyo dj'ine kadar.. bu kadar çok çeşit oluncada muhabbet hiç bitmedi çok şükür ki. zaten en sevilen şeylerimdir benim "et, nöbet ve muhabbet" =)

bu arkadaş olayı da üniversiteyi yeni kazandığım zaman yurda gittiğimdeki gibiydi. her şehirden ve her çeşitten kaynaşımlar..
güzeldi.

şimdi bunlardan üçüyle baraber bitlis/tatvandayım.
22 kişiden 3 kişi buraya gelecekti. ben de onlardan biri oldum.
22 kişiden 12'sinin gittiği gibi kıbrıs'a gidemedim.

en kazançlı olduğum ya da güzel geçti dememe sebep olan kişi ise bölük komutanımızdı. çünkü bu kişi dünyanın en şeker adamıydı. askeregelmeden önce "gittiğin yer değil başındaki  komutan önemlidir" sözünün gerçeklendiğine gözlerimle ve başımdan geçenlerle şahit oldum.
onun sayesinde böyle rahat geçti. ayrılırken yanaklarından birer makas alıp öpesim bile geldi. o gün yapamadım bunu ama bugün burdan okuyorsa eğer İnanç Emiroğlu'na sevgi, saygı, öpücük ve esenlikler yolluyorum...

en rezil günüm tank atışları için gittiğimiz Şereflikoçhisarda geçirdiğim gündü. sabah boyanmış simsiyah olan bot akşam geldiğimizde resmen beyazdı. böyle hani yollarda görünce

hafiften bassan bile "puff" sesi eşliğinde iğrenç bir şekilde yayılan toz var ya, hah işte heryer o tozdandı. bununla kalsa iyi. 32 derece sıcaklık, üzerimizde tulumlar, sağdan soldan gelen emirlerle 20-25 kiloluk tank mermilerini taşımanın verdiği zorluk, beklemek beklemek beklemek, sabah yenilen fırça da bunun cabasıydı. akşam aldığım duşla resmen deri değiştirir gibi rengim değişmişti. toz dolmayan bir yerim kalmamıştı.

şimdi yakında o günü tekrar yaşayacağım söylense ama parayla o günü tekrar yaşamaktan kurtulacağım söylense bayağı bir para bayılırım.

tatlısıyla, rezilliğiyle bir şekilde bitti bu dönem. çok şükür. gerçekten şükür. binlerce şükür ki bitti. şimdi önümde yeni, daha uzun ve rahat geçeceğini zannettiğim bir dönem var. benim geldiğim 2. bölüğün komutanı şu anda yok ama 2 gün içerisinde burda olacakmış. onunla çalışan bir kişiden iyi birisi olduğunu duymam bugün beni mutlu etti. ama sonuç olarak hiçbir komutan gözümde bir İnanç olamaz ama keşke yanılsam....

 

 

geleceğe dair..

6/4/2008

bugün geleceğe dair bir adım attım. insanlık için ne kadar büyük bilemem ama benim için gerçekten büyük bir adımdı bu. sonucunu merakla, heyecanla ve aşkla bekliyorum.

 

peki olay bu mudur? zaten yaşamın olayı budur ki !!!

bir çuval incir

11/3/2008

bir çuval incirin tek kelimeyle b.k olması bu yazının amacı.
yani yazı olayı b.
k etmiyor.
olay b.k oluyor üstüne bu yazılıyor.
nolacak sanki buraya yazınca. b.k birden değer mi kazanacak. ama rahatlatıyor işte.

bazen hayatta öncelikler vardır her zaman. ama bazen de önemsiz gibi gözüken öyle şeyler vardır ki, o her zaman öncelikli olan şey onun önüne geçmemelidir.
ayarını yapmak gerekir.
bunun için kasmak gerekmez, o anda nasıl olması gerekiyorsa öyle davranılmalıdır.
söz denen birşey var.
ne kadar önemli olsa da, olmasa da verdiğin söz var ortada.
işte bu delikanlılıktır.
şu hani kurtlar vadisindeki olay değildir, delikanlılık budur işte.
yani delikanlılık sözünü tutmaktır. bu kadar. ötesi yoktur.
şu anda, şu saniyede hiç kimse bu fikrimden başka birşeye yönlendiremez beni.
o kadar sinirliyim ve kararlıyım.
olay bu mudur?
tabiki budur!! başka birşey de olamaz.